|
HEVRİSTİKLER
Geçen hafta size “yatırımcıların kayıptan kaçınma arzusu” içerisinde
olduklarını, bu nedenle hisse senetlerinin fiyatları yükseldiğinde bir an önce
ellerinden çıkarmak istediklerini, düştüğünde ise kaybetmeyi kabullenmemek için
uzun süre beklediklerini ve bu şekilde bir davranış göstererek, ya elde
edilebilecek potansiyel kardan mahrum kaldıklarını ya da fiyatı düşen bir hisse
senedini zararına satmamak pahasına uzun süre diğer yatırım fırsatlarını
kaçırdıklarından bahsetmiştik. Bu haftaki konumuz ise hevristikler. Şu anda “bu
da neyin nesi?” dediğinizi duyar gibiyim. Hevristik, problem çözmede çeşitli
problemlere uygulanabilen, ama doğru çözümü her zaman sağlayamayan strateji ya
da kestirme yol olarak tanımlanabilir. Bu yazımda sizlere hevristik
çeşitlerinden biri olan “temsili hevristik” kavramından bahsedeceğim ve yine
yatırım yaparken yaptığımız hatalardan bir tanesini daha öğreneceğiz.
Temsili hevristik, yatırımcıların iyi hisseler kavramı ile iyi şirketleri
ilişkilendirmeleri ve bu nedenle toplam getiri potansiyeline bakılmaksızın, bu
hisseleri tercih etmesi fikrine dayanmaktadır. Favori olmayan hisseler kötü
şirketlerle ilişkilendirilmekte ve çoğu zaman toplam getiri fırsatları ne olursa
olsun, yatırım yapılması düşünülmemektedir. Yatırımcılar “iyi bir hisse, iyi
şirketin hisseleridir” olasılığını abartma eğiliminde olmaktadır. Temsili hevristik, iyi şirketlerin hisselerinin tercih edilmesine yol açmakta ve
sonucunda da bu hisselere yüksek ödemeler yapılmakta ve gerçekte daha büyük
toplam getiri potansiyeli olabilen kötü şirketlerin hisselerinden de
kaçınılmaktadır. Temsillik önyargısının yatırımcıların piyasa bilgisini doğru
bir şekilde hesaba katmaktan alıkoyduğu ve dolayısıyla kayıplara neden olduğu
öne sürülmektedir.
İyi bir şirket muhakkak iyi bir yatırım olduğu anlamını taşımamaktadır.
Yatırımcılar ise iyi şirketin, iyi yatırımla aynı olduğu yönünde düşünme
eğiliminde olurlar. İyi şirketler güçlü kazançlar yaratan, yüksek satış büyüme
oranları ile yönetim kalitesine sahip olan firmalardır. İyi yatırımlar ise;
diğer hisselere göre daha fazla fiyat artışı gösteren hisselerdir. Dolayısıyla
iyi şirketlerin hisseleri her zaman iyi yatırımlar olmayabilir. Geçmişte devamlı
kazanç büyümesine sahip şirketlerini iyi hisseler olarak sınıflandırma,
geçmişteki yüksek büyüme oranlarını çok az şirketin devam ettirebileceği
gerçeğini görmemektir. Bununla birlikte, bu firmaların popülaritesi onların
hisse fiyatlarını daha yukarıya götürmesinde itici de olabilmektedir.
Temsili hevristik, insanları sezgisel olarak geçmiş fiyat değişimlerinin devam
edeceği beklentisi taşımalarına neden olmaktadır. Profesyonel olarak eğitim
almış ve bu türden beklentileri olmaması gerektiğini bilen insanlar bile bu tür
yanılgılara düşmektedir. Aynen teknik analizde olduğu gibi. Teknik analiz
temelde hisse senetlerinin geçmiş fiyat hareketlerine bakılarak, gelecekteki
fiyat hareketlerini tahmin etmeye çalışan bir analiz türüdür. Aslında gerçekten
de geçmiş fiyat hareketlerinin geleceği tahmin etme başarısı nedir? Gerçekten
çift tepe, çift dip, omuz baş omuz, flama, çanak,.. gibi bir çok farklı
formasyon her zaman beklenen fiyat değişimlerinde işe yarıyor mu? Teknik analiz
konusuna daha sonraki yazılarımda ayrıca değineceğim. Ama kısaca şunu
söyleyebilirim. Geçmiş fiyat değişimleri sadece elimizdeki geçmiş verilerdir.
Eğer her hisse senedi her dönem aynı fiyat değişimlerini sergileseydi, teknik
analiz bilen herkes zengin olmaz mıydı?
İyi şirketler, daima iyi yatırımlar olduğu anlamını taşımamaktadır. Yatırımcılar
hatalı olarak bir şirketin geçmişteki operasyonel performansının temsili
olduğuna inanmakta ve nosyonla uyumlu olmayan bilgiyi reddetmektedir. İyi
şirketlerin sonsuza kadar iyi performans gösteremeyeceği gibi, kötü şirketlerin
de sonsuza kadar kötü performans gösteremeyeceği açıktır.
Temsili hevristike itimat eden yatırımcılar geçmişte kaybeden şirketlerin hisse
senetlerine ilişkin aşırı derecede kötümser olmakta ve geçmişte kazananlara
ilişkin ise aşırı derecede iyimser olmasına neden olmaktadırlar. Bunun sonucunda
da geçmişteki kaybedenler düşük değerlendirilirken, geçmişteki kazananlar ise
aşırı değerlendirilmektedir. Bu durumda da kaybedenler piyasanın üzerinde getiri
sağlarken; kazananlar ise piyasa ortalamasının altında seyretmektedir.
Önümüzdeki Hafta İMKB
Kafanızın şu günlerde ne kadar karışık olduğunu tahmin edebiliyorum. “Merhaba
Derken” başlıklı yazımda yatırımcıların bir çok farklı yorumcunun farklı
yorumlarını okuduklarını ve hangisine inanacaklarını bilemediklerinden
bahsetmiştim. Aynı senaryoyu son günlerde sıkça yaşıyoruz. Ekonomistler ve
piyasa uzmanları 2008 konusunda ikiye ayrılmış durumda: İyimserler ve
kötümserler. Yatırımcılar ekonomide yaşanabilecek olumsuz ya da olumlu
gelişmelere “aşırı tepki” verme eğilimindedirler. Bu tepki,
davranışsal finans
literatürüne girmiş ve bilgi donanımı ne kadar fazla olursa olsun her
yatırımcının yapabileceği hatalardan biridir.
Görüyorum ki yorumcular da aynı tepkiyi veriyorlar. Üç ay öncesine kadar
ekonomiye olumlu bakanlar, şu anda “felaket haberciliği” yapıyorlar. Gelecek
yıla ilişkin yorum yapanlar bile var. Ben bu iki grup içerisinde de değilim.
Yani ne iyimserim, ne de kötümser. Bence yapılması gereken, orta ve uzun vadede
yaşanabilecek gelişmeleri ve riskleri belirlemek ve yaşanan gelişmeleri
değerlendirerek pozisyon almak.
Görülüyor ki Amerika’da mortgage kriziyle başlayan ekonomik sorunlar bir kanser
virüsüne dönüşmeye başladı. Bu durum etkisini öncelikle bankacılık sektöründe
gösterdi, şimdi de tahvil sigortacılarında göstermeye başladı. Peki bu olumsuz
etkinin tahvil sigortacılarına yayılmasının ne gibi olumsuz sonuçları olabilir?
Bilindiği üzere tahvil sigortacıları, Amerika ve Avrupa’da özel sektör ve
belediyelerin çıkarmış oldukları tahvilleri likidite problemi yaşama
olasılıklarına karşın, belli bir komisyon karşılığında sigorta ediyorlar. Bu
sayede özel sektör ve belediyeler kolay finansman sağlayabiliyorlar. Tahvil
sigortacısı şirketlerin ekonominin olumsuz etkisinden derinlemesine
etkilenmeleri durumunda reel ekonomide çok olumsuz senaryolarla
karşılaşabiliriz. Çünkü bu durum, yatırım fonlarının ellerindeki tahvilleri
satmasına, doğal olarak da tahvil faizlerinin yükselmesine neden olur. Faizlerin
yükselmesi de reel sektörün yüksek maliyetle borçlanmasına, tahvil ihracının
zora girmesine ya da yatırımların azalmasına neden olacaktır. Bu orta vade için
önemli bir risk teşkil etmektedir. Tabi bu risklerin yaşanıp yaşanmaması
Amerikan hükümetinin ve Fed’in alacağı önlemlere bağlı.
İMKB’ye baktığımızda geçen haftayı son iki gündeki toparlanmaya rağmen %6.49’luk
bir kayıpla kapattığını görüyoruz. Önümüzdeki hafta yine yoğun bir haber trafiği
yaşanacak. Pazartesi ABD’de yeni ev satışları, Salı günü Bush’un konuşması,
Aralık ayı dayanıklı mal siparişleri, Redbook perakende satış endeksi,
Japonya’da aralık ayı sanayi üretimi, Çarşamba günü Ocak ayı özel sektör
istihdam artışı, GSYİH ve FED’in faiz kararı, Perşembe günü ise işsizlik
başvuruları verileri açıklanacak. Fed’in geçen hafta sürpriz faiz indiriminden
sonra Çarşamba günü de yarım puanlık bir indirime gideceğine inanılıyor.
Eğer faiz indirimi ve diğer ekonomik veriler beklentiler dahilinde
gerçekleşirse, bu hafta daha sakin bir piyasa göreceğimize inanıyorum. Teknik
göstergelerin bir çoğu yönünü yukarı çevirse de henüz tam bir uyum
gösterdiklerini söylemek zor. Bu tür piyasalarda uyumsuzlukların yaşanmasını
piyasa rayına oturana kadar doğal karşılamak gerekiyor. Cuma günü Dow bir ara
12.486 puanı görmesine rağmen, 12.500’ü kırmak için olumlu haberleri beklediğini
gösterdi. Bu hafta ekonomiye ilişkin olumlu veriler ve hükümet tarafından
piyasaları rahatlatacak açıklamalar gelirse, Dow 12.500 direncini kırabilir. Bu
durumda 47.500-48.000 seviyelerini görebiliriz.
Bol kazançlı bir hafta diliyorum..

|